Advert
Advert

ABD - İSRAİL NEDEN İRAN İLE SAVAŞIYOR

Yayınlanma Tarihi : Google News
author

Ekonomi- Analiz

Herkes şu anda İran'ı konuşuyor.

Herkes Hamaney'i konuşuyor.

Herkes İsrail'i konuşuyor.

 

Ama ben farklı bir tablo görüyorum.

 

Asıl mücadele başka bir yerde yaşanıyor.

 

Size iki olay anlatacağım. İlk bakışta birbirleriyle ilgisiz gibi duruyorlar.

 

Ama aslında aralarında güçlü bir bağ var.

 

Önce birinci olay.

 

ABD, Venezuela'ya operasyon düzenledi. Nicolas Maduro yakalandı.

 

Birçok kişi “diktatör devrildi” dedi ve alkışladı. Bazıları ise bunun uluslararası hukuka aykırı olduğunu savundu.

 

Fakat neredeyse kimse şu soruyu sormadı:

 

Venezuela petrolünü en çok hangi ülkeye satıyordu?

 

Cevap: Çin.

 

Venezuela, Çin’e günde yaklaşık 800 bin varil petrol gönderiyordu. Maduro devrildiğinde bu hat da fiilen kesilmiş oldu.

 

Şimdi ikinci olaya bakalım.

 

ABD ve İsrail İran'ı vurdu. Hamaney öldürüldü.

 

Bir kesim “nükleer tehdit sona erdi” diyerek bunu destekledi. Bir kesim de uluslararası hukukun ihlal edildiğini savundu.

 

Ama yine aynı soru sorulmadı:

 

İran petrolünün en büyük müşterisi kimdi?

 

Yine Çin.

 

İran, Çin’e günlük yaklaşık 1,5 milyon varil petrol satıyordu. Savaş başlayınca bu akış da sekteye uğradı.

 

İki farklı ülke.

İki ayrı kıta.

İki farklı gerekçe.

 

Ama aynı müşteri: Çin.

 

Bu sadece tesadüf mü?

 

Hayır.

 

Şimdi tabloyu daha geniş bir perspektiften düşünelim.

 

Yatırımcı Ray Dalio’nun sıkça dile getirdiği bir tez var:

Yükselen bir güç mevcut küresel güce yaklaşmaya başladığında, büyük çatışmaların ortaya çıkması neredeyse kaçınılmaz hale gelir.

 

Tarih bunun örnekleriyle dolu.

 

Germany yükseldi ve United Kingdom’a rakip oldu. Sonuç: World War I.

 

Japan Pasifik’te güç kazandı ve United States ile karşı karşıya geldi. Sonuç: World War II.

 

Soviet Union küresel güç olarak yükseldi ve ABD’ye meydan okudu. Sonuç: Cold War.

 

Şimdi bugünün tablosuna bakalım.

 

China, dünya üretiminin yaklaşık %28’ini tek başına gerçekleştiriyor ve ekonomik olarak giderek ABD’ye yaklaşıyor.

 

Birçok analiste göre 2030’a doğru Çin’in dünyanın en büyük ekonomisi haline gelmesi mümkün.

 

Bu durum, küresel dengeler açısından ABD için büyük bir meydan okuma anlamına geliyor.

 

Bir süper güç için en kritik an, rakibinin onu geçmeye yaklaştığı andır. Çünkü o noktadan sonra rekabeti tersine çevirmek çok daha zor hale gelir.

 

Bugün yaşanan birçok gelişme bu rekabetin farklı cepheleri gibi okunabilir.

 

Örneğin enerji.

 

Çin tükettiği petrolün yaklaşık %73’ünü ithal ediyor. Yani ekonomisini çalıştırmak için dış kaynaklara büyük ölçüde bağımlı.

 

Bunu şöyle hayal edin:

 

Dünyanın en büyük motorlarından biri çalışıyor. Devasa bir üretim kapasitesi var. Fakat bu motor kendi yakıtını yeterince üretemiyor.

 

Dört büyük enerji kaynağından besleniyor:

 

Venezuela

 

Iran

 

Russia

 

Saudi Arabia

 

Son yıllarda bu hatların bazıları çeşitli krizler, yaptırımlar ve savaşlar nedeniyle ciddi baskı altına girdi.

 

Bir motoru durdurmak için bazen motorla savaşmanız gerekmez.

Yakıt akışını kesmeniz yeterlidir.

 

Enerji cephesinin yanında başka bir büyük proje daha var.

 

Çin’in kurmaya çalıştığı dev ticaret ağı:

Belt and Road Initiative.

 

Bu proje, Pekin’den başlayıp Orta Asya ve Orta Doğu üzerinden Avrupa’ya uzanan büyük bir ticaret ve ulaşım koridoru oluşturmayı hedefliyor.

 

Demiryolları, limanlar, lojistik merkezleri ve boru hatlarıyla desteklenen trilyon dolarlık bir ağ.

 

Çünkü Avrupa ile ticaret kuran güç, küresel ekonomik düzen üzerinde büyük etkiye sahip olur.

 

Bir dönem Avrupa ile Çin arasındaki ekonomik ilişkiler hızla büyüyordu.

 

Örneğin:

 

Germany için Çin en büyük ticaret ortaklarından biri haline geldi.

 

France Çin ile yeni ticari anlaşmalar yaptı.

 

Italy ise İpek Yolu projesine katılan ilk G7 ülkesi oldu.

 

Bu gelişmeler küresel ekonomik dengelerin değişebileceğine dair tartışmaları artırdı.

 

Ortadoğu ise bu ticaret yollarının kritik kavşaklarından biri. Özellikle Iran, kara ticaret hatlarının önemli geçiş noktalarından biri olarak görülüyor.

 

Tüm bu tabloya bakıldığında bazı analistler şu soruyu soruyor:

 

Enerji, ticaret yolları ve teknoloji alanındaki rekabet aslında tek bir büyük jeopolitik mücadelenin parçaları olabilir mi?

 

Bu tartışmanın bir başka kritik noktası ise şu:

 

Taiwan.

 

Çünkü dünyanın en ileri yarı iletkenlerinin büyük kısmı burada üretiliyor. Özellikle TSMC gibi şirketler küresel teknoloji zincirinin merkezinde yer alıyor.

 

Akıllı telefonlardan otomobillere, savunma sistemlerinden bilgisayarlara kadar pek çok kritik teknoloji bu çiplere dayanıyor.

 

Bu nedenle Tayvan meselesi yalnızca bölgesel bir sorun değil, aynı zamanda teknoloji ve küresel güç dengesi açısından stratejik bir konu olarak görülüyor.

 

Bugün yaşanan gelişmeleri bazıları ayrı ayrı krizler olarak yorumluyor.

 

Ama bazı analizlere göre tablo daha geniş:

 

Enerji hatları, ticaret yolları, teknoloji üretimi ve askeri denge…

Hepsi aynı büyük rekabetin farklı cepheleri olabilir.

 

Ve bu rekabetin merkezinde tek bir soru var:

 

yüzyılın küresel düzenini kim şekillendirecek?

begendim
0
Begendim
bayildim
0
Bayildim
komik
0
Komik
begenmedim
0
Begenmedim
uzgunum
0
Uzgunum
sinirlendim
0
Sinirlendim

Yorum Gönder

Yorumlar